• 02 Şubat 2019, Cumartesi 23:24
DenizTalipoğlu

Deniz Talipoğlu

PSİKOTERAPİTAJ

Yazdım, eleştirdim ve okundum. Bu süreç benim açımdan şahane ilerledi fakat artık bu eleştirilerin altı boş kalmasın, “Boş boş konuşma!” demeyin diye gittim, alanında uzman – cidden uzman öyle koftiden kişisel gelişimci değil- birinden destek almaya karar verdim. İşte bu bence eğlenceli ama deşifre ederken farkındalığımı Allahuekber Dağları’na çıkartan röportaj ortaya böyle çıktı. “Bundan sonra laf sokmayacak mısın?” diye üzülmeyin, sü uyur ben uyumam. Birazdan okuyacağınız röportaj da aslında kendim için aldığım psikoterapinin deşifresidir, hep size iğne batıracak değilim bugün de çuvaldızı kendime batırdım. Tabii bütün psikoterapiyi bir yazıya sığdıracak değilim bunu bir yazı dizisine dönüştürmek için sevgili editörümden onay aldım ve ilkini bu haftaya yetiştirdim. Yalnız bunu öyle ağzınızda az kaşarlı tost, elinizde demsiz çayla değil okkalı bir Türk kahvesiyle okuyun ayrıca, ikincisini merak etmeden önce de ilkini sindire sindire okumanızı öneririm sevgili “Sindir”ellalar…

Şimdiden keyifli ve iyi okumalar.

Deniz Talipoğlu: Yazdığım her yazıda mutlaka eleştirel bir yön oluyor fakat bazen geri dönüşleri aldığım zaman bazen de kendimle kaldığımda “Çok mu ileri gittim?” diyorum ve kendimi sorguluyorum. Benim bu kadar eleştirel olmamın altında yatan sebep tahminen ne olabilir?

Psk. Gözde Güllük: Yazılarını okuyorum ve şahsa yönelik eleştiriler yaptığını düşünmüyorum, çok genel toplumsal konulara değiniyorsun. Günümüzde insanlar hakikaten pek çok konuya eleştirel yaklaşıyor fakat sen kendinle kaldığında kendine şu soruyu sordun mu? İşlevsel eleştiriler yapıyor musun?  

D.T.: Modellemelerden kaçmak ve farkındalık yaratmak için eleştirdiğimi düşünüyorum.

Psk. G.G: Şöyle bir gerçek var, birini eleştirirken onda eleştirdiğimiz konu kendimizde de mevcut olan bir gerçektir. Kendimizde eleştirmeye korktuğumuz yönleri karşı tarafta eleştirmeye başlarız. Bu noktada şuna geliyoruz, sen günün muhakemesini yaparken kendine dönebiliyor musun? 

D.T.: İşte asıl soru bu insan kendine nasıl dönebilir? Hepimiz kendimize doğru mu dönüyoruz?

Psk. G.G: Hayır hepimiz kendimize doğru dönemiyoruz. Hepimiz şehir yaşamında kaygılarla kuşatılmış durumdayız. İşi zamanında yetiştirme, bir yere zamanında gidebilme, yarınki giyeceklerimizi bir gün önceden planlama derken kaygılara boğuluyoruz. İstiap haddimizin yüzde ellisi dolu vaziyetteyiz. Geri kalan yüzde elliyi de mutlu olmaya çabalayarak geçiriyoruz.  

D.T: Mecbur muyuz peki mutlu olmaya? Yüzde elli eksik yaşasak ne olur?

Psk. G.G: Mutlu olmaya mecbur değiliz. Gün içinde acılar olacak, mutlu olduğumuz anlarda olacak sadece bunların farkına varmak durumundayız. Günün çoğunda mutlu olmaya çalışmak üzerimizde ciddi bir baskı yaratıyor. “Ben mutlu olmadım bugün. Keşke şunu yapsaydım.” Diyorsak ve keşkeler çoğunluktaysa pişmanlıklar vardır. Bu pişmanlıkları bazen yazıya dökmek iyi gelebilir, kafanda çözemediğin bazı şeyleri yazabilirsin. Büyük harflerle KEŞKE yazıp, “Şunu yapmasaydım. Yaptım ne oldu? Yapmasaydım ne olacaktı?” saptayabiliyor muyuz ona bakmamız gerekiyor. 

D.T: Bu dediğinizden yola çıkarak şunu sormak istiyorum; kişisel gelişim kitaplarından, sosyal ilişkilerimizden ve eğitimden aldıklarımızla iyi bir insan olmayı mı yoksa eğitilmiş bir insan olmayı mı başarmalıyız? Eğitilmiş, erdemli insan nasıl olabiliriz?

Psk. G.G: Aslında hepimizin belirli bir bilgi birikimi var, okula gidiyoruz, kitap okuyoruz, etkileşim halindeyiz ama bununla hayatı geçirebiliyor muyuz? Geçiremiyoruz, fani bir boyutta kalıyoruz, tamamen gündelik kaygıları olan dış dünyanın bizim hakkımızdaki kanılarında boğulan bir boyutu yaşıyoruz. Erdemli insan olabilmek için ise, iç görümüzün gelişmesi lazım. İçimizdeki iyiyi ve kötüyü doğru konumlandırabilmeliyiz. “Hangi şartlardan dolayı buna kavuşamıyorum?” diye kendimize sormalıyız. Bazen de çevresel koşullardan dolayı insan içindeki iyiye ulaşmıyor. Tamamen bu “ben” ile ilintili bir kavram değil. Bunlardan dolayı bazen kötü düşüncelerim aklıma gelebiliyor, keşke şunu deyip karşımdakinin canını yaksam diyebildiğimiz anlarda kendimize bunu yapmamalıyım diyebiliyorsak ve kendimizi durdurabilecek gücü iyiliğe yönelik kullanabiliyorsak erdemli olmaya başlıyoruz. Her insanın aklından kötü şeyler geçecek, bu en çok sorulan soru aslında bana. 

D.T.: Günümüzde erdemli olmayı gösteriş yapmak olarak görenler de var bununla ilgili ne düşünüyorsunuz peki? Oysa adam kendisini kabullenmiş etrafı kabullenmiş fakat etrafında “cool” olmak için böyle diye etiketleniyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Psk.G.G.: Erdemli olmak bir süreçtir. Kimse gösteriş için erdemli rolü yapmamalı. Özellikle de sosyal medyada bunu çok görüyoruz. Olduğundan farklı davranan insanlar, mış gibi yapanlar, sırf başkası onu onaylasın diye sosyal sorumluluk projelerinde bulunanlar var. Oysa kendilerine şunu sorabilirler “Ben gerçekten burada birilerinin hayatlarına dokunmak için mi buradayım? Yoksa birileri beni onaylasın diye mi buradayım?”. Bir elin verdiğini diğer el görmez diye bir laf vardır eğer bunu gösteriş için yapıyorsa ve hala kafalarında birtakım şüpheler varsa bunu toplum için yapanları örnek alarak yenebilirler. İçine döndüğüne kendisine hak verebiliyorsa o insan erdemlidir. 

D.T.: Sosyal medya dediniz ve günümüzün en önemli konusuna da değinmiş oldunuz. İnsanlar özellikle de gençler sosyal medya konusunda nasıl olmalılar?
Psk. G.G: Özellikle sosyal medyada gençler arasında güzellik algısı oluşmuş durumda. Standart bir güzellik algısı var. Mesela zayıf olmak zorundayız. Anoreksiya eşiğinde yaşayan gençler ayna karşısında hala kendilerini aşırı kilolu görebiliyorlar. Çünkü sosyal medyada gördükleri daha zayıf bir insan onlara zorunluluk hissi veriyor. Kendilerini karşılaştırmaya başladıkları anda yetersizlik ortaya çıkıyor. Bu konuda aileler çocuklarına “Ben seni böyle kabul ediyorum.” demeliler. 

D.T.: İnsan aslında “Ben kendimi böyle kabul ediyorum.” demeli diye düşünüyorum. 
Psk. G.G.: Sen istediğin kadar bunu kendine tekrar et ama bunu davranışa yerleştirmen çok zor. İşte burada psikoterapi devreye giriyor. Bir kişinin psikoterapiye gitmesi için illa ki psikiyatrik bir sıkıntısı olması gerekmiyor. İç görü sahibi olmak, kendinin farkında olmak ve “Ben kendimi olduğum gibi kabul edersem verimimi artırabilir miyim? İnsanlara bakış açım nasıl olur?, Mutlu olur muyum?” gibi soruları kendisine yöneltmesi gerekiyor. Psikoterapi de senin farkında olmanı sağlıyor. Senin bir sıkıntın var gel bunu çözelim demiyor. “Ya bu psikoterapi nedir?” diyerek yola çıkıp ön görüşme talep edilmesi bile bir adımdır.  Kendi farkındalığını yaratmak çok önemli ama bunu profesyonel destekle almak çok önemli. Sosyal medyada oluşturulan “Sen değerlisin.” algısı ile ya da beğeni sayısı ile kazanılabilecek bir süreç değil. Çünkü oradaki çoğu insan sizi olduğunuz gibi tanımaz. Altı boş beğenilerle ilerlemek çok zor bir süreçtir. Bunun için de illa “Kaygı bozukluğu, sosyal fobi ya da psikolojik rahatsızlık sahibiyim ondan gideyim.” demek zorunda değilsiniz varoluşsal sorgulamanızda bile size yol gösterecek bir süreçtir. “Neden sürekli saçımı değiştiriyorum, neden sürekli bir diyetten diğer diyete koşuyorum?” dediğiniz an bile görüşmeniz gerekebilir. Kısacası söylemlerinizin davranışa dönebilmesi için psikoterapi şart. 
Psikoterapitaj olarak adlandırdım bugünü, çünkü hem röportaj yaptım hem de psikoterapi almış oldum. Kendimde gördüğüm ve toplumsal olarak değerlendirilmesini düşündüğüm her eksikliğin profesyonel gözde değerlendirilmesini istedim ve hemen Gözde hanıma koştum. Sağ olsun beni kırmadı, onca sorumluluğu arasında bana ve size dokunabilmek adına koşa koşa geldi. Toplum hassasiyeti o kadar yüksek bir insan ki söylediği her şeyi eksiksiz aktardım. Ama hepsini hemen yazmaya kıyamadım. Uzun soluklu bir yazı dizisi olsun ve okurken kopmayın istedim. Kendimde ulaştığım her boşluğu doldurabileyim diye bencil olmadan sizlerde de aynı eksiklikler varsa diye içimizden geldiği gibi aktardım. Ama içinizden merak ettiğinize de eminim kimdir bu Gözde Güllük? Aşağıda kendisine ait tüm bilgileri bulabilirsiniz. 
Haftaya aynı yazı dizisinin farklı başlıkları ile görüşmek üzere. 
Sevgiyle ve huzurla kalın. 

Gözde Güllük
1983 Ankara doğumlu, babasının mesleği sebebiyle Türkiye’nin çeşitli illerini dolaşmış bir memur çocuğu. Fakat hayatının çoğunluğu Ankara’da geçmiş. Hacettepe Üniversitesi’nde Psikoloji ve Sosyoloji alanlarında çift anadal yaptıktan sonra kendisini özellikle Psikoterapi alanına yöneltmiş ve bu alanda da Bilişsel Davranışçı Psikoterapi’yi kendisine yöntem olarak edinmiştir. Özellikle ergenler ve yetişkinler üzerine çalışan Güllük bu alanda uzmanlaşmıştır. 
Yazarın notu: Gözde Hanım reklamdan uzak, naif kişiliğini psikoterapitajımızda da sergiledi bu röportajı bir reklam olarak kullanmak yerine – çoğu merdiven altı meslektaşının aksine sizleri nakit olarak görmeden- adres paylaşma konusunda biraz çekingen davrandı. Fakat ben sosyal medyadan kendisine kolaylıkla ulaşabileceğinizi bildiğim için Instagram adresini aşağıya yazıyorum. Kendinizi ne zaman açmak isterseniz size yardımcı olacağına da adım gibi eminim. 
Sevgilerimle,

 Gözde Güllük’e ait Instagram Hesabı: birpsikoterapist 
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık