19 mayıs

  • 25 Şubat 2019, Pazartesi 22:02
DenizTalipoğlu

Deniz Talipoğlu

Büyüyünce ne olacaksın?

Mesleki gurular vardır, onlar gibi olmak istersiniz… Mehmet Öğütçü benim mesleki gurum. Hatta belki Türkiye’de uluslararası ilişkiler okumuş, uluslararası işlerde kendisini bulmuş, özellikle de enerji piyasasını sıkı takip eden hemen hemen herkesin mesleki gurusu olabilir. Sık sık seyahat etmesi ve dünya haritasını çok iyi okuması en sevdiğim özelliklerinden. Onun dışında dolu dolu olabilirsiniz ama hayat dolu olmazsınız kimi zaman, bence Mehmet Öğütçü her zaman hayat dolu ve onu takip ederken insanı en derinden etkileyen özelliği de bu. Bir işte en iyisi olmanın yolu hayatta ne olursa olsun olumlu bakış açısını kaybetmemekten geçer, buna hep inanırım ama ne kadar uyguladığım tartışılır. İşte bu noktada karşınıza Mehmet Öğütçü gibi gurular çıkar ve size tecrübeleriyle yol gösterir.

Ben bu noktada bencil olmak istemedim ve sizin de böyle bir isimle tanışmanızı istedim. Bu röportajın anlamı benim için çok büyük çünkü büyüyünce ne olmak istediğimi öğrenmiş olacaksınız.

Bu pazartesi de kahvenizle birlikte okuyacağınız dopdolu bir röportajla karşınızdayım, şimdiden iyi okumalar.

Ben sizi takip edip, tanıyorum fakat okurlarımız için kısaca bahseder misiniz kimdir Mehmet Öğütçü, sizi siz yapan şeyler neler?

İnsanın kendisini anlatması zor, tarafsız bir gözle değerlendiremezsiniz. En iyisi dışarıdan bakıldığında nasıl göründüğü, algılandığı. Benim gibi yazmayı, konuşmayı seven birisine sorduğunuzda yanıtın uzun olma riski de var!

Tutkuların, sıkı çalışmanın, hiç tükenmeyen heyecan ve merakın, iyimserliğin, pozitif düşüncenin, sahici olmanın, yaşam sevincinin, ilişki yönetimi becerisinin ve de tabii ki tesadüflerin bir araya gelmesi, füzyonu galiba beni ben yapan.

Ortalama bir insan olduğumu düşünüyorum. Hayatı seviyorum. İnsanları, hayvanları, doğayı, çalışmayı, gezmeyi, araştırmayı, maceralara, (aptalca olmayan) risklere atılmayı da. Hiçbir şeyi siyah-beyaz görmem. İdeolojik saplantım yoktur.

Deng Xiaoping’in “Kedi, siyah ya da beyaz olmuş fark etmez, önemli olan fareyi yakalaması” deyişindeki realizm bana uyar. Her şeyi olduğu gibi kabul ederim, benim gücüm ve erişimim dışında ise değiştirmeye çalışmam. Şayet etkileyebilirsem ne mutlu. Ayaklarım yere sağlam basar. Sadece bir kadın benim ayaklarımı yerden kesebilir:)

Ne işler yaptınız bugüne kadar?

Epey iş yaptım galiba. Geriye dönüp baktığımda bazen şaşırıyorum 56 yıla bu kadar çok şeyi nasıl sığdırmışım diye. İlk bakışta biraz maymun iştahlı gibi görünüyor, zira girip çıkmadığım iş kalmamış. Ama her iş bana bir sonraki adım için abanma, kapasite yaratma işlevi gördü. Yani, “hiç birşey vardan yok, yoktan var olmaz” deyişine uygun bir zincirleme oluşturmuş, muhtemelen o işi yaparken farkında olmadan.

Yazları Anıtkabir’in bahçesini çapalayarak ilk harçlığımı kazandım. Sağcılar, solcular 12 Eylül askeri darbesi öncesinde kavruk yaz sıcağında “Kahrolsun Faşizm, Komünistler Moskova’ya” diye bağırarak yürürlerken aralarına girip bardağı 1 liradan soğuk su satıyordum.  İlk “Bisan” bisikletimi o sayede aldım. Babamın Rüzgarlı Sokak’taki demir atölyesinde çırak olarak çalışırdım okul tatillerinde. Maske kullanmadan iyi kaynak yapardım. Tabii geceleri gözlerim karıncalanırdı. Ferforje merakım herhalde taa o zamanlarda başladı.

Mülkiye’yi kazandıktan sonra ikinci sınıftan itibaren İçişleri Bakanlığı Saymanlığında memuriyete girdim. Aynı zamanda ekonomik basın ajansında haber çevirmenliği yapıyordum geceleri. Sonra, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’ne transfer oldum yatay geçişle. Yabancı basın haberlerini analiz edip devletin ilgili kurumlarına gönderirdik.

Ataklık, istemeden ön görüp iş yapma becerisi ve geri planda kalmayı başarma sayesinde zamanın başbakanı Turgut Özal’ın en genç danışmanı oldum. Bazı konuşmalarını, mesajlarını kaleme alırdım. Yabancı medya ile ilişkilerini yürüttüm. Birçok sorduğu konuda görüşlerimi hiç ağzımda çiğnemeden, çekinmeden doğru bildiğim şekilde yansıtırdım.

Sonra kendimi İş Bankası Teftiş Kurulu’nda Müfettiş Yardımcısı olarak buldum. Dolayoba ve Dördüncü Levent Şubelerini şimdi bankanın tepe yöneticisi olan üstadımla beraber denetledim. Derken, Başbakanlık beni Londra’da Central Office of Information’a gönderdi bir eğitim programı için üç aylığına. Program bitti ama ben dönmedim.

Ne yoğun bir hayat…

Hazır yurtdışında iken London School of Economics yüksek lisans öğrencisi, NATO araştırmacısı, İngiliz Film Sınıflandırma Kurulu’nda denetmen, geceleri Upper Street’deki Perfect Pizza’da kasiyer, sabahları Marble Arch’taki Marks and Spencer’de raf doldurucusu oldum.

Hiç pes etmedim. Çıkan güçlükleri, yoksunlukları hep adım adım ortadan kaldırmaya çalıştım. Amerika’da doktora bursu kazanmıştım, ama evlendikten sonra Ankara’ya dönüp Dışişleri’nde diplomat olmam gerekti; zira kayınvalidem “bir baltaya sap” olmamı istemişti.

Askerliğimi Genelkurmay’da “danışman onbaşı” olarak yaptım. İlk dış tayin yerim Pekin hayatımı değiştirdi. Çinceyi öğrendim, bu ülke üzerine uzmanlaşmaya karar verdim, iyi dostluklar şebekesi (“guanxi”) geliştirdim, ki sonraki yıllarda bunun meyvesini fazlasıyla yedim, hala da yiyorum.

Daha sonra Dışişleri beni Gümrük Birliği müzakereleri konusunda yetişmek üzere “Avrokrat”ların üreme sahası olan Bruges’daki College d’Europe’a gönderdi. İkinci master derecesini orada aldım. “Avrupa’nın elit mafyası”na katıldım. Kızım Melis Bruges’da dünyaya geldi.

Paris’te OECD Daimî Temsilciliği’nde görevlendirildim. Çok sevdiğim Dışişleri’nden istifa edip sekiz aylık bir sözleşmeyle Uluslararası Enerji Ajansı’na geçtim. Kendime yeni iş alanları yaratarak terfi aldım, baş yönetici olarak Asya-Pasifik bölgesini yönettim altı yıl. Alacağımı alıp vereceğimi verdikten sonra “Zenginler Kulübü” OECD’ye transfer oldum altı yıllığına uluslararası yatırım bölümünün başkanlığını üstlenerek.

Bu kadarcık mı?

Olur mu, daha yeni başladık!

Windsor Sarayı’ndaki bir toplantıda tanıştığım Charles Bland’ın teklifini değerlendirip Dünya’nın en büyük petrol ve doğal gaz şirketlerinden British Gas (BG) Group’un direktörlüğüne sıçradım. Ve nihayet 2010’de Chamonix’de dağın tepesinde sıcak şarabımı yudumlarken ani bir karar aldım. Bundan böyle başkasının işinde maaşlı profesyonel olarak çalışmayacaktım. Global Resources Partnership şirketini bu düşünceyle kurdum. Dünyanın tanıdığım en iyilerini kıdemli danışman olarak ekibime kattım. İlaveten Genel Energy, Invensys, Yaşar Grup, Şişecam, Toya dahil yarım düzine yerel ve uluslararası şirketin yönetim kurulu üyeliğini üstlendim.

Enerji, yatırım ve jeopolitik alanındaki dünya liderlerini kapalı kapılar ardında bir araya getirmek amacıyla The Bosphorus Energy Club ve The London Energy Club’ü kurdum. Halen ikisinin de başkanlıklarını da yürütüyorum. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi Uluslararası Danışma Kurulu üyeliği ayda bir günümü alıyor. Geçen hafta itibariyle de Asya Kalkınma Bankası’nın 2030 stratejik vizyon ve çalışma programını hazırlama görevi verildi bana. Çok onur duydum, bakalım layıkıyla ifa edebilecek miyim, bu yeni görevi de diğer işleri aksatmadan.

Sanırım küresel ekonomide işsizliğin artmasının sebebi sizsiniz:)

Haklısınız suçumu kabul ediyorum. Şimdilerde biraz yavaşlamam gerektiği, artık 25 yasında olmadığım hissine kapılıyorum zaman zaman.

Arkadaşlarımın bir kısmı emekli oldular. Beni de sıkıştırıyorlar, “sen ne zaman katılacaksın bizim kulübe” diye. Oysa ben zaten emekliyim daha önce çalıştığım kuruluşlardan. Her ay tıkır tıkır maaşlarımı alıyorum. Benim için emeklilik farklı bir kavram; zamanımı esnek şekilde, keyfime göre yöneterek çalışmak olarak anlıyorum. Halihazırda en son maaşlı çalıştığım işteki temponun üç katı daha yoğun çalışıyorum, ama seçiyorum sadece keyif aldığım işleri yapıyorum. İş, keyif, kamusal görevlerim, aile arasında kendimce bir denge kurmaya çalışıyorum. Vakti geldiğinde de yatakta değil çalışırken, gezerken, yazarken bu dünyadan göçmek en büyük arzum.

Sizce başarının sırrı nedir?

“Başarının sırrı” kitaplarının kapağını açmıyorum, anlatanlara da pek kulak asmıyorum. Yüzlercesi var piyasada. Öyle başkasından organ nakli gibi alabileceğiniz bir şey değil başarı. Belli davranış, ahlaki ve çalışma disiplinleri dışında çoğu zaman sizinle kişiliğinizle, DNA’nız ile ilgili bir şey başarı. Nasıl tanımlandığı da kişiden kişiye değişiyor. Ama o tanımın içinde bence mutlaka olması gereken dört şey var: (i) azim ve sabır, (ii) yaşam boyu öğrenme, dürüstlük ve pozitif bakış, (iii) iyi insan ve ilişki yönetimi ve (iv) risk alma ve yönetme.

727,000 saate sığdırmak zorunda olduğumuz bu hayatta sağlıklı, mutlu, dürüst yaşamanıza, dostlar toplamanıza, geride sizi hatırlatacak güzel şeyler bırakmanıza imkân verecek her şey başarı bence. Ortalama insan ömrünün 490,000 saatini kullanmışım bugüne kadar. Şayet daha önce hastalıktan, kazadan, doğal felaketten göçmezsem geriye kalmış 237,000 saat. Hayata böyle baktığınız zaman zamanı iyi kullanmak, sevdiğin insanlarla birlikte olmak, sevdiğin işleri yapmak, sevdiğin yerleri gezmek, hayatına anlam kazandırmak, geride iz bırakmak önem kazanıyor, başarı hanesine yazılıyor.

Dünya enerji piyasasında tanınan ve hatırı sayılan bir isimsiniz, enerji işi ile uğraşanlara yönelik tavsiyeleriniz var mı?

Enerjiyi sadece iş olarak görmemek lazım. Hayatımızın her boyutunda var o. Onsuz hiçbir şey yapamayız, hayat durur, felç olur. Düşünsenize birkaç saat elektrik kesintisi nedeniyle başınıza gelebilecekleri. Hatta telefonunuzun pili bittiği için onsuz geçireceğiniz saatlerin yaratacağı stresi.

Enerji sektörü çok geniş. Ucu bucağı yok. Petrol, doğal gaz, kömür, rüzgâr, güneş, jeotermal, hidrojen, nükleer. Rafineri, boru hatları, LNG, LPG, tanker, elektrik santralları, iletişim hatları. Tüm bunların finansmanı, ticareti, işletimi, hukuki veçheleri. Çevresel, vergisel, rekabet boyutları. Jeostratejik yansımaları, siyasi riskleri.

Onun için enerji işine hangi kapıdan gireceğinize, hangi konularda uzmanlaşacağınıza karar vermeniz ilk adım. Bunu yaptıktan sonra da değer zincirinin her konusu ile ilgili olarak kendinizi yetiştirip enerjiye bir bütün olarak bakmayı öğrenmek zorundasınız. Sadece mühendis, avukat, jeolog, bankacı, işletmeci, diplomat olmanız yetmiyor. Öyleyseniz bulunduğunuz yere çakılır kalırsınız on yıllar boyu.

Ülkemiz enerji yoksulu. Özellikle fosil yakıtlarda. Doğal gazın yüzde 98’ini, petrolün yüzde 93’unu ithal etmek zorundayız. Kalorifik değeri yüksek kömürü de rüzgar güllerinin, fotovoltaik güneş panellerinin yaşamsal aksanlarını da. Ülke içi tasarruf düşük olduğu için her yıl en az 12 milyar dolarlık enerji yatırımının parası da ülke dışından geliyor.

Yani, enerjide söz sahibi olmak için uluslararası olmanız gerekiyor. Uluslararası bir dil olarak en azından İngilizceye hâkim olmanız şart. Eğitiminizin bir kısmını yurtdışında yapabiliyorsanız avantajlı başlarsınız bu sektörde çalışmaya. Yenilenebilir enerji devrimi gelecekte sektörün bu alanında çalışanlara diğer enerji dallarından daha fazla imkân ve avantaj sağlayacak.

Dışişleri Bakanlığı, uluslararası ilişkiler mezunu herkesin hayalidir, iyi bir diplomat olmanın sırrı nedir?

Geriye dönüp baktığımda "ne iyi etmişim de kendime meslek olarak diplomasiyi seçmişim" diyorum. Bu mesleğin- en azından benim için- en hoş tarafı, hem ülkenizin menfaatlerini savunuyor, ilerletmeye çalışıyorsunuz, hem de seyahat ediyorsunuz, en iyi yerlerde ağırlanıyor, çok az kişinin ulaşabileceği insanlarla tanışıyor, temsil ettiğiniz ülke dolayısıyla en üst düzeyde saygı ve itibar görüyorsunuz, hem de üstüne üstlük tüm bunlar için fena sayılmayacak para kazanıyorsunuz.

Dışarıdan bakınca pırıltılı la dolce vita dedikleri cinsten bir yaşam var. Terazinin daha az sempatik boyutunda ise, uzun süre sevdiklerinizden, ülkenizden uzakta yaşam, yeterince kök salamama, çocuklarınızın okul ve uyum sorunları, az gelişmiş ülkelerin ıstıraplarını yaşama, özel hayatınızı ihlal eden bitmek bilmez davetler, ağırlamalar, karşılamalar var.

Eskidenmiş o şatafatlı, kıskandırıcı yaşam tarzı. Modern diplomasi artık terasta cin ve tonik içme, şampanya partilerine gitme, sarayda ağırlanma gibi basmakalıp görüntülerden epey uzakta cereyan ediyor. Ülkenin sıkıntıları, stratejik hedefleri, farklı güç odaklarının çatışmaları, beğenmeseniz de size iletilen pozisyonu cansiperane savunma, vatandaşlarınızın hak ve menfaatlerini koruma öncelikli işiniz. Maddi ve manevi baskılar daha yoğun. Ülkenize düşman grupların hedefindesiniz. Ki, hasımların sayısı azalmıyor, tam tersine çoğalıyor.

Gerçekten de son yıllarda FETO sızmasının yarattığı tahribat, yetenek yerine siyasi bağlantıların, iktidara sadakatin öne çıkması gibi bazı olumsuzluklara rağmen, Dışişleri hala ülkemizde devlette çalışılabilecek en güzide kurumların başında geliyor. Hem ülkenizin hem de dünyanın liderleri, iş dünyası, sanatçıları ile başka bir işte diplomaside olduğu kadar yakın etkileşim içinde olmanız zor.

İyi bir diplomatta “olmazsa olmaz” özellikler neler?

Her şeyden önce iyi bir dil bilgisi geliyor. O yoksa dış dünya ile iletişimde, ne kadar yetenekli olursanız olun, başarı göstermeniz mümkün değil. Hemen her konuda sohbet edeceğiniz kadar genel kültür bilgisi, güncel olma, yayınları izleme, mesleki dosyalara hakimiyet diğer önemli bir özellik.

Görünüşünüzün abartısız olması, basit ama şık giyim, kişisel bakım başka bir “olmazsa olmaz”. Nezaket, kibarlık, doğallık, temsil yeteneği her adımınızda hissedilmeli.

Kariyer mesleği olarak usta-çırak ilişkisi sizin pişmenizde kritik rol oynuyor. Hak etmediği halde çabuk yükselenler çabuk inişe geçiyorlar. Sabırlı olmanız, hiyerarşiye özen göstermeniz şart. Kaleminizin güçlü olması, meramınızı kısa, öz ve akıcı şekilde aktarmanız size hayli yol aldırır.

Hem ülke içinde hem de yurtdışında görevli olduğunuz ülkelerde dost, meslektaş biriktireceksiniz. Şebekenizi çok ustaca oluşturup yönetmelisiniz. Bu sayede bazen Cumhurbaşkanı’nın yapamayacağını bir telefon ya da e-mail ile yaptırma imkanına kavuşabilirsiniz.

Eskiden olduğu gibi diplomatlar ülkeler arasındaki tek kanal değiller. Devlet liderleri uçağa atlayıp günübirlik muhatapları ile görüşmeye gidiyorlar. Size de sadece lojistik düzenlemeler ve not tutma işi kalıyor bazen. Diğer bakanlıklar da kendi dış teşkilatlarını kurdular. Artık ticari, askeri, kültür, teknoloji, enerji, basın diplomatları da var. Onlarla da uyumlu çalışmak, onları büyük resme yerleştirmek, yönlendirmek zorundasınız.

Diplomat, beğense de beğenmese de ülkesinin belirlenmiş politikasını iletmek, savunmak durumunda. Vatandaşlarının yurtdışında hak ve menfaatlerini de. Doğru bildiğini, duruma göre, diplomatik üslupta ama mutlaka yansıtmalı karar alıcılara. Tayin, terfi korkusuyla hareket etmemeli.

24 yasında girdiğim Dışişleri’ni 32 yasında terk ettim. Ulusaldan uluslararası diplomasiye geçtim, daha sonra da iş diplomasisine. Hala kendimi ülkemin fahri diplomatı olarak görüyor, ona göre çalışıyor, davranıyorum. Doğruluk ve gerçeklik sınırlarını ihlal etmeden savunuyorum ülkemin menfaatlerini.

Edebi yönünüz, sanat gözünüz nadir bulunacak derecede kuvvetli, bu hangi özelliğiniz ile pekişerek ortaya çıktı?

Böyle bir gözlemde bulunmanız beni çok memnun etti. Sanırım dünyayı arşınlayan bir kişinin gördüğü, tattığı, deneyimlediği şeylerden etkilenmemesi mümkün değil. Bunları daha geniş kitleler de görsün, duysun, beynine, kalbine kaydetsin diye yazıyorum, sosyal medyada paylaşıyorum, ekranda konuşuyorum. Meraklı, heyecanlı ve öğrenmeye aç olmak arı gibi her çiçeğe konup bal yapmaya benziyor bence. Yetenekleriniz varsa zaten böyle bir yoğun etkileşim ortamında daha da gelişiyor, keskinleşiyor. Benimkisi amatörce cabalar. Keşke daha fazla yoğunlaşabilsem.

Mehmet Öğütçü ile yurtdışında bir sempozyumda ya da etkinlikte karşılaşsam bana Türkiye’yi nasıl anlatırdı?

Öncelikle karşılaştığımıza sevinirdim. Ve şöyle derdim…

Dünya’da eşine az rastlanır bir ülkedesiniz. Dört mevsimi yaşıyorsunuz. Her bölgenin kendine özgü mutfağı, florası var. Binlerce yıllık medeniyetlerin kavşağa, kaynaştığı özgün bir kültür, tarih, insan çeşnisi. Çin’den Almanya’ya, Rusya’dan Suudi Arabistan’a uzanan geniş coğrafi mekânın en güçlü ekonomisi, silahlı kuvvetleri ve insan sermayesi. Kapadokyası, Gökovası, Doğu Karadeniz’i, Efes’i, Boğaz’ı, Van Gölü, Harran Ovası, Mardin’i, Çeşme’si, Bodrum’u.

Elbette, belli dönemlerde her ülkede olduğu gibi Türkiye’de ciddi sorunlar yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak. Darbeler, terör saldırıları, döviz krizleri, şirket batmaları, komşu ülkelerde iç savaşlar, iktidarların keyfi kararları, doğayı katletmeleri muhalefetin sesinin kesilmesi ve benzeri olumsuz gelişmeler. Bunlar sadece Türkiye’ye özgü değil. Avrupa’da da görüyoruz benzeri hastalık belirtilerini, popüler liderlerin yükselişini, hukuk tanımaz tavırların giderek artışını. Trump Amerikası’na bakın, ne hale geldi. Ya da Macron Fransa’sina, Theresa May İngiltere’sine.

Türkiye büyük potansiyeli olan, dünyaya önemli katkılar sağlayacak değerli bir ülke. Küsmemeli, küstürmemeli, yalnız bırakılmamalı, desteklenmeli. Sadece bugün var yarın yok siyasileri sevip sevmediğinize göre böylesine güzel ve önemli bir ülkeyi hedef tahtasına oturtamaz, yargılayamazsınız.

Mehmet Öğütçü’den iş hayatı ile ilgili tavsiye almak isteyen bir üniversite öğrencisi olsam bana ne tavsiyeler verirdi?

Kendinizi iyi yetiştirin, her boyunuzu zenginleştirin, iyi bir diplomat, iyi bir enerji yöneticisi, siyasetçi, edebiyatçı, inşaatçı olmak güzel sanatlara, müziğe, dekorasyona, edebiyata düşkün olmanızı engellemez.

Bunların hepsi sizi aynı zamanda iş dünyasında aranılan bir aday olmaya da hazırlayacaktır. Mesleki konular dışındaki bilgi, yetenek ve görgünüz sizi her zaman diğerlerine kıyasla öne çıkartacaktır.

Üniversite öğrencisi iken sahip olduğunuz zaman, imkanlar, rahatlık ileriki hayatınızda olmayabilir. Para sıkıntısı çekebilirsiniz ama diğer özgürlüklerinizin kıymetini bilin. Fırsat buldukça geziye çıkın, ülke içinde, dışında. Gücünüz yettiğince. Gerekirse çadırda kalın ya da bir odada 12 kişi ile hostelde.

Ödevlerinizi ileride yapmak istediğiniz iş ile bağlantılı kılmak için çaba gösterin. Müstakbel işverenleriniz ile onları sıkmayacak, baskı altına almayacak yumuşaklıkta erken aşamada ilişki kurma yollarını araştırın. Kulis yapmayı, şebeke oluşturmayı, yönetmeyi öğrenin. Güncel kalın hemen her konuda.

İçinde bulunduğunuz projelerden sizi en çok mutlu eden hangisidir?

Belki inanmayacaksınız son yıllarda beni en mutlu eden proje, eski Osmanlı ve Rum mimarisinden esinlenerek yeni tas ev inşa etmek. Hazlı hazırda bunca işin, sorumluluğun arasında vakit yaratıp İzmir’e koşuyorum iki ayda bir. Bir yıl içinde aynı anda tam beş ev inşa ettim taş, ahşap ustaları ile. Çeşme’de iki, Karaburun’da üç tane. Hepsi de eski taş ev geleneğini canlandıran, bulundukları yere zenginlik, estetik kazandıracak çalışmalar.

Bunların mimarisi, iç dekorasyonu, bahçe peyzajı üzerine epey çalıştım. Yüzde 80’i bitti, asıl ince işler önemli. Dışarıda kazandığım parayı buralara akıttım. Kendi çocuğun gibi görüyorsun bu kadar emek verdiğin eserleri. Tamamlanınca elimde tutar mıyım, yoksa onları takdir edecek, keyifle içinde yasayacak kişilere satar mıyım hala karar vermedim. Bittiği zaman düşüneceğim.

21. yüzyılın en önemli vizyoner projesi olan Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi için sağladığım katkılar da beni mutlu ediyor. Genç liderler yetişmesi için mentorluk yapmak, yol göstermek ayrı bir mutluluk kaynağı. Ve de Çeşme’de zeytinliklerin ortasındaki kır evimde terasta oturup kitap yazımı, sokaktan topladığımız köpeklerle ilgilenmek, onları okşamak, gözlerindeki sevgiyi okumak da çok mutluluk veriyor.

Son olarak yeni kitabınız beni epey heyecanlandırdı, gerçek bir hariciyeci gözüyle nasıldır dünyayı gözlemlemek ve gezmek?

“Yaşam, Bir Seyahattir” yazıyor yeni kitabımın kapağında. Bir “seyyah diplomat”ın gözüyle kalem oynattım. Öyle çok ciddi konulara dalmadan ama öğretici, meraklandırıcı, keyif verici bir çalışma çıktı ortaya.

Nereden başlayacağını bildiğimiz ama hangi güzergahları izleyerek nihai hedefe varacağını tam olarak kestiremediğimiz bir seyahat. Bu seyahati tatmadan, onun müptelası olmadan, yeni şeyler, kültürler, coğrafyalar, insanlar keşfetmenin sizi nirvana’ya doğru yükselttiğini, değiştirdiğini, zenginleştirdiğini görmeden yaşamak sanki beyhude bir çaba gibi görünüyor dışarıdan bakınca.

Bu döngüde en önemli husus şu: Varış çizgisine yaklaşırken geriye dönüp baktığınızda “neler yapmak istedim de yapamadım, keşke şunları da yapsaydım” dememek. Onun için tavsiyem genç yaşlarda iseniz şu anda bulunduğunuz noktadan 30 yıl sonrasına sıçrayın zaman makinasında ve oradan dönüp bugüne bakın. Oradan bakıp karar verin gelecek ile bugün arasındaki zaman ve mekânda neler yapmak isteyeceğinize. O zaman belki yapmak istediklerinizi ıskalamayabilirsiniz.

Seyahat, hiç kuşkusuz sağlığınızın korunması ve mutlu aile beraberliği ile birlikte “Ölmeden Önce Yapılacak 1001 Şey” öncelik sıralamasında baş sıralarda yerini almalı.

Hepimizin rüyasıdır sevdiği işi yapmak, iyi para kazanmak, dünyanın keyifli, gizemli köşelerini gezmek. Hele hele hem işini icra edip para kazanırken aynı zamanda geziyorsanız tadına doyum olmaz. Kolay değil ama mümkün. Onun için bu kitapta hem sevdiğim diplomasi hem işadamlığı hem de seyyahlık izlenimlerimi keyifli bir üslupla yansıtmaya, kendimden izleri geride bırakmaya, özellikle de gençlere ilham vermeye çalışıyorum. Hep beraber heyecanlı ve keyifli yerler geziyoruz, yeni şeyler öğreniyoruz. Mutfak tadımı da var, Kıbrıs sorunun nasıl çözüleceği ya da çözülmemesi gerektiği, “Turancı Macarlar”, Provence’in çocuklarını nasıl beslediği, hayatıma giren kadınlar, Saraybosna’daki kültürel çeşni, neden anneniz ve babanızla hatıra toplamanız gerektiği, Çinlilerin ölülerini nasıl gömdüğü, Trump Amerika’sı da.

Bundan sonra becerebilirsem ilk kurgu romanımı yazmak istiyorum. Kafamda konuyu ve karakterleri de belirledim üç aşağı beş yukarı. Halifeliğin ihyasını hedefleyen bir Müslüman siyasi liderin çabaları, mücadelesi, ülke içi ve dışında karşılaştığı muhalefet, komplolar ve aniden kayboluşu üzerine. Sonunu anlatmayayım en iyisi!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık