• 25 Şubat 2019, Pazartesi 21:56
Ahmed SezginKocabay

Ahmed Sezgin Kocabay

Biyolojik İktidara Giderken Seçimler…

Fransız devriminden sonra yok olan feodal yapılar, monarşinin son bulmasıyla oluşan İKTİDAR mücadelesi, İKTİDAR savaşları şeklinde tüm sosyal yaşamda yerini alarak günümüze kadar geldi.

Toplumsal, demografik ve ekonomik süreçlerle birlikte, yönetimsel bilginin pratik ve pragmatik(yaratıcı) amaçla uygulanmaya başlamasıyla; Bacon’ın, dediği gibi: “bilmek egemen olmaktır” sözüyle bilgiye sahip olan İKTİRARA egemen oldu.

Hükmetme, egemen olma; insanın çevresini kontrol etme güdüsünü besleyerek İHANET, İHTiRAS, MAKAM, ŞÖHRET gibi ERDEMLİ insan olmanın önündeki tüm engelleri ortaya çıkardığı gibi; gerçekleri yazıp söyleme cesareti kayboldu.. yerine menfaatler yazılır söylenir oldu..

Kontrol etmenin cezbedici güdüsü iki şekilde ortaya çıktı. 

1-    Düzensizlik ve güvensizlik (KAOS) içerisinde oluşacak iktidar anlayışı.(emperyalist merkezler, dinleri ideolojileşmiş akımlar, ABD, İran, İsrail, Vatikan, Çin, Avusturalya, Arabistan, Kore, Mısır) gibi..

2-    Dirlik ve düzen yaklaşımından hareketle oluşturulacak iktidar anlayışı.(Türkiye, Rusya, Fransa, İspanya, İtalya, Gürcistan, Azerbaycan, Pakistan, Romanya, Katar, Venezüella, Küba, Brezilya) gibi
Her iki durumda da insan iktidarının sınırı belirsizdir. Bu sınırı belirleyecek olan iktidarın örgütlenme ve meşruiyet düzenidir. Bu noktada örgütlü davranış biçimi önemli hale gelmektedir. Çünkü örgütlü davranışın oluşturacağı otorite, iktidarın en önemli meşruiyet kaynaklarından birini oluşturacaktır. 

Her iki durumda da bir siyasal iktidar biçimi vardır ve “siyasal iktidar, en mükemmel şekline ve tam teşkilatlanmasına devletle ulaşmaktadır.”

İşte bu noktada 31 Mart 2019 seçimleri önem kazanmaktadır..

Ulus devlet anlayışı(!) çerçevesinde hareket kabiliyeti olmayan TÜRKİYE gibi büyük POTANASİYELE ve TARİHİ MİSYONA(!) sahip ülkeler BÖLGESEL GÜÇ DENKLEMİ içinde RİSKLİ bir alanda söz sahibi olmayı istemektedirler.. Bu ABD de olduğu gibi, Rusya da, Çin de, AB de, İran da var olan bir histeridir… Çünkü modernizmin esir aldığı TÜKETİM TOPLUMU daha çok ÜRETMEK için daha çok SÖMÜRME ihtiyacı oluşturmaktadır..

11 EYLÜL İkiz Kuleler eyleminin Irak’la hiçbir organik bağı olmadığı halde operasyonunun hedefi Irak olmuştur. Ve bir ülke haritadan silinmiştir..  

Arap Baharı eylemi ile özgürlük, yasal statü, barış, kardeşlik, eşitlik, bağımsızlık, evrensel insan normları söylemlerinin SLOGANLARDA son bulduğu noktada; kaos, ölüm, trajedi, yıkım, tecavüz, organ ticareti, yok olan hayatlar, birbirlerine sarılarak MAVİ denizlerde boğulan baba-kız, anne-evlat cesetleri ve kurtulanların modern kölelikle tanıştıkları vahşetlerle neticelenmiştir. 
Bu trajedilerin sebepleri nelerdir?  Yönetim şekilleri mi? Halkın toplum mühendisliği noktasındaki yetersizlikleri mi? Ekonomik gerekçeler mi? Sosyal bahaneler mi? Yıkımı oluşturan GERÇEK nokta nedir?

Peki ya biz….

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 1908-1928 arasında günümüzdeki BAŞKANLIK sistemi gibi yönetim şeklini 4 ana ayak üzerine inşa etmişti. 1926 yılında Trabzon Mitingine giderken Gaziye “DİKTATÖRLÜĞE gidiyor!” Manşetleri attıranlar.. M.K. Atatürk ün yüzyıl sürecek sitemi kurmaya çalıştığından elbette haberdarlardı.

Dış baskılarla kısmen değişen bu sistem bugün 100 yıl önceki ASLINA dönüşüm başlatmıştır..

Ancak sistemin oturması için bir ayak eksiktir.. Bilginin İKTİDARA dönüştüğü, birikimin ekonomiyle birleştiği, ekonomik gücün askeri ve siyasi HAREKETE dönüştüğü 1.-2.-3. Evreler sonunda inşası devam eden YÖNETİM ŞEKLİNİN halk nezdinde bir karşılığı hala tam olarak oluşmamıştır. Mesela ekonomik göstergeler, büyüme rakamları, milli gelir artışı vs. lerin halk kitlelerinde tam bir karşılığı oluşmamıştır.. Bunun halka en yakın şekliyle SUNULMASI ancak YEREL YÖNETİMLERİN ele geçirilmesiyle mümkün olabilecektir…

Teröre bulaşmış birçok belediyeye KAYYUM atanmasından sonra DEVLET OTORİTESİ tüm gücüyle HALKI ikna etmeye çabalaması demokratik görünmeyen yollarlar HİZMETİ maksimum seviyeye yükseltebilmesi bariz başarı örneklerindendir...
16 Yıl Neleri Getirdi… Neler? kazanıldı dediğimizde…

SİYASAL İKTİDARIN elde edilmesi(Hükümet, Başkanlık, gezi olayları, 3 ekim olayları, hendek operasyonları, mit tırları, siyasi cinayetler, siyasi partileri yeniden dizayn etmeler(kaset komploları) bu dönemdeki gelişmelere örnek)

EKONOMİK İKTADARIN elde edilmesi(dış borç, IMF, kur ve faiz baskısı, 17-25 aralık, cari açık, üretim endeksi, sürdürülebilir büyüme, milli gelir ve GSMH oranları, vs.)

İDARİ İKTİDARIN elde edilmesi(FETÖ operasyonları, 15 Temmuz Darbe girişimi, NATO’nun operasyonel kanadının tasfiyesi, medya alandaki kazanımlar gibi gelişmeler)
Sermayenin yeniden dağıtıldığı, tabana ulaşması, memnuniyet endeksinin yükseltilmesi, demografik alan hâkimiyetinin

BÖLGESEL olmaktan çıkarılarak tüm YURTA yayılması, bugüne kadar toplanan FAYDA nın bireye sunulması açısından SON HAMLENİN 31 Mart’ta yapılarak..

YEREL İKTİDARIN(YÖNETİMLERİN) elde edilmesi(belediyeler, dernekler, vakıflar, üniversiteler, köy odaları, kahve köşeleri, sanat ve sinema salonları ) planlanmaktadır..
Seçimle ne alakası var!..

İşte bu noktada yeni DEVLET NİZAMI olan BAŞKANLIK SİSTEMİ ndeki HİZMET anlayışının uygulamadaki karşılığı BELEDİYE YÖNETİMLERİDİR.

Bu sitemin mimarı Sayın ERDOĞAN zincirin 17 yıllık halkasını birleştirerek BİYOLOJİK İKTİDARINI TAMALAMAK istemektedir..
2002 yılında AK Parti iktidarı döneminde doğan bir çocuk bugün 17 yaşında ve 1 yıl sonra SÖZ SAHİBİ olacaktır…
Yerel seçimlerde alınacak en küçük bir OY KAYBI 17 yıl boyunca toplanan BAŞARI hikayelerinin çorap söküğü gibi gerisin geriye gitmesi olacaktır..

Foucault: “bilgiyi biz, iktidar eliyle yapmak istediklerimizi yapabildiğimiz ama o olmadan yapmak istediklerimizin hiçbirini yapamadığımız bir bağlamda düşünürüz.” Diyerek; İSTİKRARA işaret etmektedir… bireyin mutlu olması toplumumun üretimdeki başarısının öznesini teşkil etmektedir.. diyerek de İSTİKRARIN tüm TABANIN mutabakatı ile mümkün olacağına söylemektedir..

Eeee!!

Hakikatinde bir belediye seçiminin o partiden, bu partiden, Ahmet, Mehmet olması yada olmaması noktası çok küçük bir ayrıntıdır.. konuyu değerli kılan aynı zamanda büyük bir DENGE teşkil etmesidir.. yoksa iki kaldırım, bir yol, iki park, üç çiçek, çöpleri toplamak için koparılan bir gürültü değildir. En azından bu seçim için..

Sıkıştığımız noktada imdadımıza son yüzyılın büyük dehalarından Gazi M. Kemal ATATÜRK noktayı koymakta. … “Ne denli varsıl (zengin) ve gönece (refaha) kavuşturulmuş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olma konumundan yüksek bir işleme layık olamaz.”

Sözün özü buradadır.. Yüzyıl aradan sonra yeni bir DÜNYA NİZAMI kurulmaktadır. 3000km öteden sınırımıza yığınak yapan EMPERYAL TETİKÇİLER karşısında “Bana Ne kardeşimmm!!!” demek çok realist değildir.. 
Çok partili sistem içerisinde elbette birbirinden FARKLI aktörler düşünce, plan ve programlarına karşılık gelecek KİTLELERİ elde tutmak, ikna etmek, gücün nimetlerini onlarla PAYLAŞMAK isteyeceklerdir.

Ancak egemenliği elinde bulunduranlar ile ona sahip olmayanlar, ona katlananlar arasında paylaşılan bir şey olarak da düşünülmemesi gerekir. Bu bakımda sahiplenilebilir olmayan, sadece dolaşımda olan ve işleyen bir şey olarak çözümlenmelidir. 
Tüm SİYASİ Partilerin ORTAK ÇIKAR ve KAZANIMLAR noktasında bir hareket tarzları olmaması da ayrı bir sosyal vakadır..
“Uygarca başarılar sağlamak yeteneğinden yoksun uluslar, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını er geç yitirmek durumundadırlar. İnsanlık tarihi, baştanbaşa, bu söylediğimi kanıtlamaktadır.” (M.K.Atatürk-1924)

Bu açıdan bakıldığında, bireyin iktidarın karşısında durduğunun değil, onun hem etmeni hem de aracısı olduğunun ve iktidarın kendisini oluşturan bireyler aracılığıyla yayıldığının düşünülmesi gerekir. Elbette bir İKTİDAR doktrini varsa bir MUHALEFET doktrini de olacaktır.. ancak tümden gelen bir KABUL yada RED etme anlayışı SEÇMENİN “ORTAK PAYDA” konusunda şüphe duymasına neden olmaktadır..

Çoğulcu demokrasimizde siyasi partiler BİR BİRLERİNİ RAKİP olarak değerlendirmemelidirler.. aksine, birbirini tamamlayan, varlığını karşısındakine borçlu olan bir gerçeği görerek hareket etmelidirler.. AP partisi varlığını HP ye borcu olduğu gibi, AK Parti de varlığını CHP ye borçludur. Hakeza.. 

“Her nimetin bir külfeti var” sözü Sarup tarafından; Bilgi, özgürleşmenin önünü keserek gözetlemeye, düzene sokmaya, disipline etmeye yönelik bir kip halini alır.” Şeklinde dile getirilir.

POZİTİF İKTADAR anlayışı ile üretken, güçlendirmeye yönelen, yaşamı destekleyen, yaşama hakkı üzerinde söz sahibi olan bireylerin yönetimsel paylaşım alanında söz sahibi olmasına gayret gösterilmesi siyasal yaşamın sağlıklı işlemesi için en temel yapı taşıdır.. bunu yaparken de HAKKANİYET şartı vardır… ama ölçüsü yoktur..

Aday belirlemede Marifet ehli olanları Fazilet ehli olanlara tercih etme alışkanlığı devam ediyor…
İnsanların sıfatları ne olursa olsun sayısal bir karşılığı yoktur. Beceri ve birikimi ile bir yılda 4 parti değiştirebilir, bu gün savunduğu değerleri yarın inkar edebilir.. bunlar marifet ehli insanlardır… bunun yanında birde unvanı ve parası olmayan, son nefesine ve son kuruşuna kadar temiz duygularla hizmet etme yada yoldaşlık anlayışına sahip satmaz, satın alınmaz, yolda bırakmaz ama itibar görmez ve tanınmaz, bilinmez yok sayılan adaylar vardır… bunlar da Fazilet ehlini teşkil eden kısmetsizlerdir… 
Tüm siyasi partilerde karmakarışık aday belirleme süreçlerindeki MANTIĞIN kelle HESABI üzerinden yapıldığı aşikardır.. acaba başka ne etkenler vardır?… ne hesaplar?… 

Bakalım, görelim…. 31 mart sonrası yeni AKTÖRLERİN sahaya çıkmasına zemin mi hazırlanıyor!.
Mevcut AKTÖRLER GÜÇ ODAKLARINA çözüm üretemiyor mu?
Siyasal sistem top yekûn bir DEĞİŞİM sürecine mi giriyor!..
Bence HEPSİ…
Ya Sizce?
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık