×

Kurumsal

Künye Kullanım Sözleşmesi Gizlilik Politikası

Haber Kategorileri

Bolu Gündem Politika Bilim-Teknoloji Eğitim Ekonomi Sağlık Spor Medya-Magazin Eskişehir Ankara Ankara Bursa Bilecik Afyon Küyahya Dünya Eskişehirspor

Medya

Foto Galeri Web TV Canlı TV

Makaleler

Yazarlar Makaleler

Servisler

Seri İlanlar Firma Rehberi Biyografiler Nöbetçi Eczaneler Namaz Vakitleri E-gazete Faydalı linkler Puan Durumu Fikstür Anketler

Destek

Üye Ol Giriş İletişim

İpek Kula

Bir salgın romanı: Hakka sığındık


2021-06-24 10:15:27

Edebiyatın sanat ya da toplum için yapılma kavgasını asırlar öncesinde bıraktığımızı umuyorum.  Edebiyatın toplumla gelişen bir sanat olduğuna her dönem tanık olduk. Edebiyatı halkın diliyle besleyen ama halk tarafından pek de hatırlamayan bir yazar ve eserinden bahsedeceğim. Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Hakka Sığındık romanı…

Edebiyatın “edebiyat” olduğu yıllarda Servet-i Fünûn sanatçıları ile aynı dönemde olsa da onların aksine toplum için yazan bir yazardı;  Hüseyin Rahmi. Onu en çok bir filme de konu olan Gulyabani ya da Şık romanıyla tanırız. Gürpınar halk için ama halk diliyle yazar. Her eseri bir orta oyun havasındadır.  Toplumsal sorunları, batıl inançları nükteli bir dil ile anlatır. Okurken eğlenir ve kitap bittiğinde -ağlanacak halinize güldüğünüzü- fark edersiniz. Bir yılı aşkın süredir içinde bulunduğumuz salgın etkisiyle okudum bu kaybolmuş romanı.  Hakka Sığındık  (İşitilmedik Bir Vak’ a) 1919 yılında yayımlandı. Yeni basımı ise Everest Yayınları tarafından 2020 yılında yapıldı. Roman, Abdülhamid devri, 1. Dünya Savaşı ve 20. Yüzyılın en büyük salgınlarından olan İspanyol gribinin gölgesindeki İstanbul’u konu alıyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgın, üfürükçü bir hoca ile salgını aşmaya çalışan halk ve hastalığın hiç uğramadığı düzen tarafından korunan aileler... Roman gribin İstanbul’a yayılışı ile başlıyor;
“İstanbul,  Hoşkadem  taraflarında  İspanyol  nezlesi  yangın  gibi,  evden  eve  saldırıyor,  aile fertlerinden  üç  dört  cana  kıymadıkça  sönmüyordu.  Hastalık görülen evlere girip çıkmaktan mümkün mertebe sakınılması  hususunda doktorların tavsiyeleri, gazetelerin ihtarları tesirsiz kalıyor; bu nasihatların zıddına hareketten ileri gelen üzücü vakalar birbirini izliyor, kimsede ibret eseri görülmüyor, cahil kafalar hep bildiğine gidiyordu.”

Tüm dünyada olduğu gibi hastalık Osmanlı’da da pek tanınmaz. İnsanlar bunu basit bir nezle olarak görür. Her hasta olanın evine ziyaretleri düzenlenir. Bunun Allah’tan gelen bir hastalık olduğu düşünülür ve hiçbir tedbir alınmaz. Hastalık toplumdaki sosyal adaletsizliği de artırır. Zengin insanların rutin hayatları devam eder. Bunlardan biri de Hacı Ferhat Efendi’dir, Abdülhamid devrinin bal tutup parmak yalayanı olarak tanımlanır romanda. Yoksul insanlar,  maddi ve ahlaki bunalıma girerler.  Salgın etkisiyle hırsızlık ve batıl inançları kullanarak halkı sömürenler de vardır. Romanın da asıl konusu budur. Kendisini Aptal Veli Hazretleri olarak tanıtan kişi zengin ailelere mektuplar gönderir. Bu mektuplarda, evde bulunanlardan kişi başı 100’er  lira  ister. Bu parayı vermeyenlerinse kısa süre içinde İspanyol gribine yakalanacağını ve öleceğini belirtir. Roman yüzyıl sonra dünya çapınca yaşadığımız bugünkü salgın günlerinden pek de farklı bir şey anlatmaz aslında. Halkın her kesimden insanı halen aynıdır. 2020’in başlarından bu yana yaşadığımız karantina süreci de sosyal adaletsizliği yüzümüze bir kez daha vurmuştur. Hüseyin Rahmi’nin de bir asır önceden bize bunları yazması boşuna değildir.  Yazarın çoğu romanında olduğu gibi Hakka Sığındık ile de yapmaya çalıştığı halkı gülünç göstererek, alaya alarak anlatmaktır.  Böylece okuyucuya halkın cahilliklerini en net şekilde göstermeyi amaçlar. Fakat buradaki alay halkı küçümsemek için değil, aklın üstünlüğünü vurgulamak için yapılır.

Yazarın, salgını konu alan bir roman yazmasının bir nedeni de annesini veba salgınında yitirmesi olduğu düşünülür. Çocuklukta yaşadığı travma ile bu tür salgınların kişiyi hem sosyal hem de psikolojik açıdan ne denli etkilediğini daha iyi anlatır. Cumhuriyet öncesi yazılan bu roman geleceğe bırakılmış bir mektup gibi. Mektuptan çıkarmamız gereken çok ders var. Fakat kitabın daha ilk sayfasında 1919-2021 yılları arasında düşüncede, yaşamda, kanunda hiçbir değişim olmaması okuyucusuna tokat gibi gelir. 

Selim İleri,  sunuşunda Hakka Sığındık romanını  “Kara Gülmece” olarak özetler. Romanın sonu ise yine biz okuyucuya bırakılmış. Bunun nedeni her dönemde bambaşka konularla yeniden okunacak bir eser olması. 

2021’in Covid-19 salgınını yaşayan biz okuyucular, acaba yüzyıl sonrasına nasıl bir mektup yazacağız?
                                                                                 
KAYNAKÇA
ULUTAŞ, Nurullah.  “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Hakka Sığındık Romanında Bir Tehdit Unsuru Olarak İspanyol Gribi” 2020.
 

YORUM YAPIN

Yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için Tıklayın

haber yazılımı, haber paketi, haber scripti | Copyright © 2021