WEB SİTE HEDİYE

PazarteSiyaset - Temel Karamollaoğlu

Frigya Haber'in başarılı yazarlarından Deniz Talipoğlu "PazarteSiyaset" ile Türkiye'nin ünlü siyasetçileri ile röportajlar gerçekleştiriyor. Deniz Talipoğlu'nun konuğu Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu...

PazarteSiyaset - Temel Karamollaoğlu

Bu hafta konuğum siyasi bir isim, pek çoğunuzun ekranlardan gördüğü, pek çoğunuzun tanışma fırsatı bulduğu, pek çoğunuzun da çalışma fırsatı bulduğu bir isim. Ama ne yalan söyleyeyim benim röportaj yaptığım en neşeli isim. Diğer röportaj yaptığım isimler lütfen alınmasınlar, gerçekten bazı anlattığı hikayelerde gülerim, güldürürüm de dikkati dağılır diye korkup kendimi tutmaktan çenemin ağrıdığını fark ettim. 

Herkesin siyasi görüşü kendi vicdanı ile arasındaki ince çizgide kalmalı, ben her zaman apolitik olmayı tercih ettim ve sorularımı da gerçekten karşımdaki insanı tanımak istediğim doğrultuda sordum. Ne şiş yansın ne kebap demedim, kimsenin kalbi kırılmasın diye düşünmedim ve insani yönleri ile bir siyasi parti liderinin makamında bazen güldüm bazen de düşündüm. Ama emin olduğum bir şey var ki sizler bu röportajı okurken ben sizin yüzünüzdeki gülümsemeyi hissediyor olacağım. 

Şimdi koltuğunuzun dik, masanızın kapalı ve güneşliğinizin açık olduğuna emin olun ve işte karşınızda Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu röportajım…

Okkalı bir Türk kahvesi eşliğinde okumayı ihmal etmeyiniz.
İyi okumalar dilerim…

1.    Temel Karamollaoğlu’nun siyasi kişiliği ve duruşunu Türkiye’de ortalama siyaset bilgisi olan herkes öğrenebilir fakat ben Temel Başkan’ın nasıl bir baba olduğunu öğrenmek istiyorum. En son ne ailenizle zaman bir şeyler yaptınız? Çocuklarınızla en son ne zaman sinemaya gittiniz? 

Öyle zor bir soru sordunuz ki…Çocuklarımın en büyük şikayetleri beni sık görememeleri. Aslında tüm ailemiz Ankara’da toplandı, çocuklar, damatlar, gelinler, torunlar hepsi buradalar. Hemen hemen de her hafta hepsiyle görüşüyoruz. Seçim zamanlarında görüşmelerimiz zorlaşıyor ama genelde eşim bu konudaki en büyük destekçim, tüm koordinasyon onda ya kahvaltı ya yemek mutlaka bizi bir araya getiren organizasyonlar yapar. Hamdolsun, ailemiz çok iç içedir, bir oğlum görevini şehir dışında icra ettiği için hafta sonları bize katılabiliyor ama onun dışında hep birlikteyiz. Ama beraber sinemaya ne zaman gittiniz derseniz bu soruyu cevaplamam çok zor, epey olmuştur. 

2.    Temel Başkan belki bir kesime sıcak gelecek bir siyasi duruşa sahipken aurası her görüşten insanı etkiliyor. Temel dede, Temel baba, Temel başkan ben bu samimiyetin altındaki hünerleri merak ediyorum. Nedir insan ilişkilerinde bu kadar güzel bir seviyeye çıkmanızın sırrı? 

Bunu planlayarak, düşünerek yapmıyorum belki birazcık mizaçtan kaynaklanıyordur. Ama özel bir şey derseniz çocuklarla çok iyi anlaşırım. Sokakta da bir çocuğu ağlarken görsem koşup kucaklamak isterim. Çocuklarla arası iyi olan insanların daha kolay ilişki kurabildiklerini düşünüyorum. Tabii kendi torunlarımdan da öğrendiklerim oluyor. Kendi çocuklarım artık kırk yaşlarını geçtikleri için, onların çocukları hatta torunlarıyla daha fazla vakit geçiriyorum. Tabii bir kısmı çok severken bir kısmı da daha soğuk yaklaşıyorlar ben de o yüz vermeyenler yüz vermiyorum. Ben yüz vermeyince çocuk dayanamıyor mecburen kendisi geliyor. Çok iltifat ettin mi çocuklara kendilerini ağırdan satıyorlar, uzak durursanız mutlaka sizinle ilgileniyorlar. Bunu insan ilişkilerinde de gözlemlediğim de ve kendim gibi davrandığımda söylediğiniz geri dönüşleri alıyorum. 

3.    1964 yılında mezun olduğunuz tekstil mühendisliği ile ilgili hiç çalıştınız mı? Mühendislikle siyaseti bağdaştırdığınız noktaları merak ediyorum, analitik zekânız siyasi kararlarınızı nasıl etkiliyor?

Ben tekstil mühendisliğini bilerek ve isteyerek seçmedim. Seçtiğim zamanda ne olduğunu bilmiyordum. Bu insanlara çok garip gelecek belki de… 1959 yılında liseyi bitirir bitirmez İstanbul’a imtihana girmeye gittim. Şimdiki gibi değil sistem lise biter bitmez İstanbul’da üniversitelerin ya da kurumların ayrı ayrı yaptıkları sınavlara girmeniz gerekiyordu. İlk girdiğim imtihan NATO’nun imtihanıydı. Yurtdışına yirmibeş kişi göndereceklerdi, fakat ben sınavı geçemedim. Allah rahmet eylesin babamla birlikte gitmiştik, babama “Baba ben anlaşılan üniversiteye giremeyeceğim.” dedim, fakat arkasından soruları cevaplayamamamı kafama taktım ve önceki yıllarda çıkan soruları aldım, terimlere yabancı olduğumu fark ettim. Aslında bildiğim, öğrendiğim şeylerdi ama anlamadığım için cevaplayamamışım. Sonrasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin imtihanına girdim ve idealim olan inşaat mühendisliğini onuncu olarak kazandım. Girdiğim yurtdışı okullarının da üçünü de kazandığımı öğrendim. Fransa’da Jeoloji Mühendisliği, İsviçre’de Metalürji Mühendisliği ve İngiltere’de Tekstil Mühendisliğini kazandıktan sonra Fransa’ya gitmek istemedim, İsviçre’deki okulda Gürün yerine Giresun’a başvuru belgelerini gönderince kayıtta geç kaldım, İngiltere’de de Tekstil Mühendisliği kazandım. Yedi kardeş olduğumuz için İstanbul’da okumam aileme çok yük olacaktı babam alıyor 650 TL öğretmen maaşı, benim aylık masrafım 200 TL. Bir karar verdim ve amcamın oğlu ile birlikte kalktık, İngiltere’ye okumaya gittik. Tekstil mühendisliği ile de böylece tanışmış oldum, bilmediğim halde, sorup soruşturarak öğrendim ve tekstilin geleceği var cevabını aldıktan sonra da çok sevdiğim teknik okulu bırakıp, geçiş yaptım. Sümerbank bursuyla kazandığım için de dönünce Sümerbank’ta işe başladım. O zaman Planlama Müsteşarı Turgut Özal’dı, bizde onun küçük kardeşi Yusuf ile İngiltere’de beraber okumuştuk, bir abimizin de vasıtasıyla oraya gittim tabii o yıllarda İngilizce bilenler çok kıymetli olduğu için hemen benim kadromu kendi yanlarına istetti, Planlama’da 72 senesine kadar, beş sene tekstil uzmanı olarak çalıştım. Tahsilatımdan dolayı askere de geç gitmiştim, askeriyedeki levazım görevimde tüm ordunun giysilerinin testlerini yaptım. Askerden sonra da Altın Yıldız gel bizimle çalış dedi, Sümerbank’a olan kıdemimi de ödediler ve ilk defa planlama grubunu başlatan kişi oldum orada da. O sırada Ankara’ya bir iş seyahatine geldiğimde, Sanayi Bakanlığı Teşvik ve Uygulama genel müdürü oldum. Belediye Başkanlığı dönemime kadar da Bahariye Mensucat Fabrikası’nın genel müdürü oldum. Her iki tekstil firmasının da Bahariye Mensucat ve Altın Yıldız’ın fabrikalarının yapım sürecinde de büyük rolüm oldu bu da inşaat mühendisliğine olan ilgimdendir. Mühendisliğimi belediye başkanlığım dönemimde de kullandım aslında, belediye başkanı olduğumda belediyenin tüm inşaatlarıyla tek tek ilgilendim, inşaatlarımızı belediye olarak yaptık. 

Analitik zekaya gelecek olursam siyasette çok başarılı oluruz diye düşünmedim şimdiye kadar ama inandığım bildiğim doğruları gündeme getirmeye, bir fırsatım olursa da siyaseten çalışırım diye düşündüm. 

4.    Siyasete ucundan kenarından bulaşmak mümkündür ama lider olmak herkese nasip olmaz. Bu iyi bir okuma alışkanlığı ile olası diye düşünüyorum, ne tür okumalar yaparsınız, en son ne okudunuz? Ne tür kitaplardan hoşlanıyorsunuz? 

Kitap okuma alışkanlığım çok çeşitli, okuma alışkanlığı bende ilkokul ve orta okuldayken başladı. Babam Akçadağ’da ortaokul müdürüydü, o zaman devlet tüm dünya klasiklerini Avrupa’dan tercüme ettiriyordu. Hepsi okullara dağıtılıyordu ben de bulduklarımı okuyordum, hiç seçmeden Jean Jaques Rousso’dan, Emile Zola’ya, Jayne Eyre’den, Tolstoy’a kadar her birini okudum. Sefiller en çok ilgimi çeken kitaplardan biridir. Mesela Maksim Gorki okurken daha Rusya’da karanlık bir tablo görürsünüz, Tolstoy okurken daha ihtişamlı bir ordu ve Rusya bulursunuz. Bu oburluk diye adlandırdığım dönemden sonra Voltaire’in Felsefe Sözlüğü’nü okudum. Fakat bana çok ağır geldi, lisede olmama rağmen okuyamadım pes ettim, referans kitabı gibiydi. Ondan sonra biraz ara verdim. Ama İngiltere’ye gittikten sonra Tortilla Flat diye Güney Amerika’yı anlatan bir kitap okudum. Yine aynı dönemde Uzak Doğu inançlarını ve psikoloji anlatan kitapları okudum. Budizm, Konfüçyanizm gibi… Ama bir dönemdi diyebilirim. Ancak beni en çok etkileyen ve korkuyla okuduğum George Orwell 1984 kitabıdır. Günümüz dünyasının etkileyici bir tasavvuru. Şu sıralar eskisi kadar sık okumuyorum, gözlerimdeki problemden dolayı daha uzun sürebiliyor ama benim önerim her tür kitabın okunması gerektiğidir. 

5.    Yerel seçim reklam kampanyalarınız ince bir mizah barındırıyor, bu tarzınız bazı kesimler tarafından “Siyasal İslam’ın populist yüzü” olmanız ile nitelendirildi, buradaki yaklaşım var olanı korkusuzca eleştirmek mi yoksa mevcut mizaha yakın durarak akılda kalıcı olmak mı? 

Mevcut korku imparatorluğunun üstesinden gelinebilmesi için herkesin doğruları duyması ve dile getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eleştirmekten de korkmuyorum. Mevcut durumda bir rahatsızlık varsa herkes tarafından bir teşhis konulmalı ve birlikte bir çözüm aranmalı diye düşünüyorum. Fikir üretmek ille de tüm formülleri ben biliyorum manasına gelmez. Hepimizin tecrübe ve bilgisi kısıtlı, bu ancak geniş yelpazede bir istişare ile mümkündür. Elbette insan bildiği doğrunun üzerinde ısrar eder fakat bu ısrar doğrularınızın yanlışlığını gördüğünüzde kabullenmeye dönüşmelidir. Bu yanlışları kabul ettiğinizde de yeni yaklaşımlar ortaya koyabilirsiniz. Bunu birazda tecrübe ile mümkün görüyorum. Hayatımın büyük bir bölümü evden kopuk geçti, liseyi Kayseri Devlet Parasız Yatılı’da okudum, üniversiteyi İngiltere’de okudum iyice kopmuş oldum ama aile ortamımızda sıcak bir ortamdı amcalarım, dayılarım, teyzelerim maaile mutlaka her yaz Gürün’de görüşürdük. Bu insana başka bir özellik veriyor. Dışarıda okumanın getirdiği farklı bir ufuk da var tabii ki. Döndükten sonra hem devlette hem özel sektörde çalışmak insana ayrı bir beceri de kazandırıyor. Üzerine vekillik ve belediye başkanlığı da yapınca bambaşka tecrübeler ediniyorsunuz. İhtilal döneminde on bir ay hapse girdim o da ayrı bir tecrübe kazandırıyor. Yabancı dilimde artı oldu hep dış komisyonlarda görev aldım, hep dış ülkelerle irtibat ve siyasette de Erbakan Hoca ile çalışmak nasip oldu. Bunca tecrübe bana halkla her açıdan iletişim kurmayı öğretti. En önemlisi de Erbakan Hoca’dan şunu öğrendim, bir yerde bir makama gelmek ve o makamda durmamayı. Bir makama geldiysek o makamda çalışmayı öğretti bizlere. Siyasete tam olarak böyle yaklaştı ama zamanında kendisini tam olarak anlatamadı. Büyük bir kesim bunu sanırım anlayamadı. Eğer Erbakan Hoca 3-5 sene bu ülkeyi tek başına yönetebilseydi, şu an çok başka bir noktada olabilirdik. Uluslararası sahada çok güçlü bir isimdi. 

6.    Peki seçim sonuçları olumlu geri döndü ve artık Saadet Partisi adayları makamlarındalar, ne farklı olacak? Siz ne kadar o makamlarda varlığınızı hissettireceksiniz?

Türkiye’de yeni bir yönetim anlayışı getireceğimize inanıyorum. Çok sayıda belediye başkanlığı kazanırsan mevcut hükümet bize beklediğimiz desteği vermeyebilir diye düşünüyorum. Ancak bunun aksi olsa da olmasa da bizim belediye başkanımız seçildiği yerdeki herkese eşit davranacak. Biz bunun sözünü veriyoruz. En önemlisi de yolsuzluk ve israf önlenecek. Kaynaklarımızı doğru yöneteceğiz ve dibi delik bir havuza boşuna su akıtmayacağız, bunu da milletin ihtiyaçlarını giderecek sahalarda kullanacağız. Bir ülke için en önemli konu, üretime dönük yatırımların yapılmasıdır. Bunu yapamazsak her zaman dışarıya muhtaç kalırız. Belediyelerde de eğer bulunduğunuz bölgedeki esnafın ve müteşebbisin önünü açarsanız o bölgelerdeki değişimi göreceksiniz. 1989’da Sivas Belediye Başkanlığı’nı kazandığımda aynı sene kazandığımız diğer dört belediye ile yaptığımız hizmetler, tüm Türkiye’de yankı uyandırdı. Bunun üzerine biz 1994 yılında yirmi dokuz belediyeyi kazandık, İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere. Bugün Cumhurbaşkanımız 94 ruhu diyor ama bu 89’da başarılı olan belediyelerin oluşturduğu bir ruh, kendiliğinden olmadı o ruh. Orada insan odaklıydık. Bize herkes ulaşabiliyordu, her gün bize ulaşmalıydı da. Halkla kucaklaştığınızda da eleştiriden korkmamanız gerekiyor. Her derde derman olamazsınız elbette ama dertleşmeden de halkın derdini anlayamazsınız. Halk belediye başkanıyla ne olursa olsun iç içe olmalı. Bir anımı anlatmak istiyorum, mevzi imar planları yapılırken, 89 maddeye göre hamur kanunu da deniyordu, bir bölgeyi ele aldığınız da oradaki çeşitli tapuları parsellerle müstakil hale getiriyorsunuz. İmkânı varsa ve arsası da yeterliyse kişinin ona müstakil arsa verebiliyorsunuz veya on beş- yirmi kişi değil de, iki- üç kişiye bölebiliyorsunuz ama burada dürüst davranmazsanız çok hak geçer buna da engel olmanız gerekiyor. Bu olmazsa da imar hızlanmaz bu ince bir çizgi. Bana çok insan geldi başkanım bizi mahvettiniz, arsalarımızı aldınız, bu nasıl insanlık diye. Ben hiçbirini çevirmedim. 

Sivas olaylarından sonra görevden alındım, makamımı devredeceğim gün kapıma Sivas’ın iki meyhanesinden birinin sahibi geldi. “Başkan seni seviyorum ama başkan yardımcılarını, çalışanlarını sevmiyorum.” dedi. Nedeni sordum, “Ben Refah Partili değilim.” dedi. Biliyorum dedim ve kendisine yarın yardımcılarım tarafından bir sarhoş Refahlılar listesi yaptıracağımı, başına da kendisinin adını yazdıracağımı söyledim. Şok oldu! Biraz sohbet ettik, mesleğinden yakındı. Göreve geri döndüm, yılbaşına yakın belediyede vatandaşları dinliyorum. Benim haftada iki gün kapım açıktı. Meyhaneci yine geldi, hiç konuşmadan otuz dakika bekledi. Hayırdır dedim sordum nedir derdin, üye oldun mu? “Ben bu halimle üye olamam ama senin için iki yüz elli kişiden teyit aldım sana oy verecekler.” dedi.  Biz her kesimi dinledik, olay buydu. 

Sonrasında yine başka bir gün, belediye iftarında Sivas’ın tüm kabadayılarına iftar verdik, beş yüz kişi geldiler. Bir cümle duydum o akşam, “Bizi bu güne kadar kimse adam yerine koyup iftara çağıran olmadı, bu başkana oy vermeyen kalmasın.” 

Bunları şu yüzden anlattım, insanlarla irtibat kurmak, onları dinlemek önemli. Hepimizin hatası, yanlış alışkanlıkları olabilir ama siz insanları emrederek bunlardan vazgeçiremezsiniz. İnsan içselleştirerek bunlardan kurtulabilir. Bunun için çaba ve iyi diyalog lazım. En önemlisi de sabır.  Herkes için de adaleti savunacağız. Adalet mülkün yani devletin temelidir. Çalmadan çalışacaksınız, israf etmeyeceksiniz. Biz de bu evrensel bir prensipler neticesinde çalışacağız. Şeffaflığa özen göstereceğiz. 

7.    Temel Karamollaoğlu ile İngiltere’de tanışsam bana Türkiye’yi nasıl anlatırdı?

Orada yaşadığım dönemde çok farklıydı, şimdiki şartlarla o günkü şartlar çok farklıydı. Bir defa gelişmişlik düzeyi bir yana o yıllarda içimizde memlekete yönelik içimizde bambaşka bir sevgi vardı. Taşını toprağını, çöpünü, her şeyini çok özleyerek geliyordum. Resmen vatanım burnumda tütüyordu. Eşim İngiliz olduğu için çok farklıydı, lisans farklı lisanı anlamıyor, kültür farklı ama ben kendi ilçem Gürün’ü öyle özlüyorum ki bana göre dünyanın en güzel yeri. Bir derenin etrafında bambaşka bir yer. 

Yazları köye giderdik, ama başka bir köye, halamların mezrasına, elektrik yok, akarsu yok, traktör yok, hiçbir şey yok orası o naiflik benim için apayrı bir dünyaydı. Eşimi aldım, amcamları ziyarete gittim, akşam amcamların evinde kalıyoruz, evlerinin altı ahır ve mutlaka taze süt için inek beslerler. Ben o gece ilk defa, o ahırın kokusunun bu kadar yoğun olduğuna tanık oldum Uzun bir aradan sonra gidince, fark ettim. İnsan onu bile özlüyormuş. Elektrik çok zor bulunuyor o yıllarda, Gürün’ün 30lardaki belediye başkanı Fransa’dan bir jeneratör getirmiş, yalnızca sokaklar ve devlet daireleri aydınlatılıyor ama elektrik var göründüğü içinde geç geldi. Bunlar eksiklik belki ama bunlara rağmen memlekete olan sevgimiz bambaşkaydı. O yıllarda Ankara bile bambaşka bir şehirdi, eşim hep der geldiğimizde Ankara büyük bir köydü şimdi çok gelişti. Bu gelişimleri de orada bana sorsanız öve öve bitiremezdim. O zamanlar her şeye rağmen insanlar arasındaki ilişki, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk daha sağlamdı. Biri birinin dostuysa, ahbabıysa ihtiyacı olduğunda ona korkmadan yardımcı olurdu. Bugün ise yardımcı olmak istese belki geçim sıkıntısı yüzünden yardımının geri dönmeyeceğini bilip korkuyor. Bugün ülkemizdeki en önemli çalışmada farklı kanaat önderlerinin bir araya gelerek memleket için çalışmasıyla mümkün olacaktır. Siyasette de ayıplarımızı konuşup, buna çözüm arayarak, kutuplaşmalara aman vermeden, partizanlığa girmeden yol izlemeliyiz. Ahlaki ve manevi değerler ihya edilmeden bu duygular ihya edilemez. Ancak bizler insanız maddi imkanlarımız da kuvvetli olmalıdır. Her açıdan vatandaşımıza memleketimize destek olmalıyız. Bunu neden söyledim Türkiye Dünya’ya hükmedenlerin önünde durabilecek imkanlara sahip bunu unutmamalıyız. 
 

CHP Tepebaşı meclis üyesi adayları belli oldu CHP Tepebaşı meclis üyesi adayları belli oldu

İYİ Parti Odunpazarı aday listesi İYİ Parti Odunpazarı aday listesi

CHP'nin Odunpazarı Meclis Üyesi adayları CHP'nin Odunpazarı Meclis Üyesi adayları

Merkez Bankasından Büyükerşen'e Ziyaret Merkez Bankasından Büyükerşen'e Ziyaret

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık